küresel sıcaklık artışlarının sanayileşme döneminin yalnızca 1c derece kadar üzerine çıkmasının etkileri. ancak bu daha başlangıç. paris anlaşması doğrultusunda sıcaklık artışları 1.5c derece ile sınırlandırılmazsa çok daha büyük ve geri dönüşü olmayan felaketlerle, tahminimizden çok daha erken karşılaşacağız. ekonomik ve insani maliyetleri ise çok daha yıkıcı olacak. anlayacağınız insanoğlu kendisinin hem azraili, hem israfili, hem felaketidir.
bir önceki yağışta 91 kg yağış düşüyordu metrekareye bu defa nasıl bir birim alınacak merak ediyorum.
1- güney kore veya çin (asya kültürünü mutfağından tutunda, sanata dek tadabileceğiniz nadir ülkelerden ikisi çin dediysem shangai falan değil makao'ya gideceksiniz. aklımda yer edinmemiş birkaç eğlence mekanı var ki, tek kelimeyle öf.)
2- fransa (bu tamamen benim french kiss tutkumla alakalı, bu giriden aldığınız gazla gidip château de fontainenbleau metrosunda merdivenlerin hemen çaprazında göreceğiniz kolum kadar fareler yüzünden gelip bana sövmeyin)
3- izlanda (en güzel yer, henüz gidilmemiş yerdir demiş nazım)
“iş var sipariş var ama eleman yetersizliği var. 35-40 kişi ile çalışmam gerekirken 25 kişi ile çalışıyorum. vardiyalarım eksik. asgari ücretle de çalıştırmıyorum. 1600 liradan başlayıp mesailerle birlikte 2500’e yakın maaş alıyorlar bizde. yolu, yemeği her şeyi mevcut. servisimizde var beylikdüzü, esenyurt, hadımköy’den yine eleman sıkıntısı yaşıyoruz. sadece bu sanayide 17 tane fabrika var.
genel olarak bu çatalca bölgesine işsizlik gibi bir şey yok aslında. eleman sıkıntısı var, eleman bulamıyoruz. şuan 10 tane eleman eksiğim var. çeşitli birimlerimize vardiya kurmak istiyorum, kuramıyorum. eleman eksikliğinden dolayı yüzde 60 kapasiteyle üretim yapabiliyoruz. biz dahil patronlar olaraktan aşağıda sevkiyat yapıyoruz, gerekirse imalatta çalışıyoruz. bizler yapmamız gereken işleri yapamıyoruz da aşağıda imalatta uğraşıyoruz” diyen işletmede imalat sorumlusu olarak görev yapan mustafa yiğit beyefendiye buradan diyorum ki; personel sirkülasyonu sağlamaya çalışıp, ileride yaşanacak ayrılıklarda yüklü tazminatlar altına girmemek adına milleti işten çıkarıp, üç ayda bir devir daim yaparsanız kusura bakmayın ama tuvalet bile temizlersiniz, götüm biz bilmiyoruz sanki.
tecavüz yüzdelerinin fazla olmasının nedeni; isveçli herhangi bir kadının "eşim, sevgilim, komşum vesaire bana geçtiğimiz bir yıl içerisinde sürekli tecavüz etti ve isteğim olmadan ilişkiye girdik" beyanı sonrası 300 ayrı vaka olarak ele alınması, farklı ülke vatandaşlarını bu ülke de yaşadıkları benzer problemlerde ise sadece bir dosya açılmasıdır. ülkenin nüfusu 10 milyondan az olduğuna göre isveç her halükarda bizden daha az tecavüz vakasıyla karşılaşmaktadır. istatistiksel ilüzyon anlayacağınız.
tecavüz yüzdelerinin fazla olmasının nedeni; isveçli herhangi bir kadının "eşim, sevgilim, komşum vesaire bana geçtiğimiz bir yıl içerisinde sürekli tecavüz etti ve isteğim olmadan ilişkiye girdik" beyanı sonrası 300 ayrı vaka olarak ele alınması, farklı ülke vatandaşlarını bu ülke de yaşadıkları benzer problemlerde ise sadece bir dosya açılmasıdır. ülkenin nüfusu 10 milyondan az olduğuna göre isveç her halükarda bizden daha az tecavüz vakasıyla karşılaşmaktadır. istatistiksel ilüzyon anlayacağınız.
tecavüz yüzdelerinin fazla olmasının nedeni; isveçli herhangi bir kadının "eşim, sevgilim, komşum vesaire bana geçtiğimiz bir yıl içerisinde sürekli tecavüz etti ve isteğim olmadan ilişkiye girdik" beyanı sonrası 300 ayrı vaka olarak ele alınması, farklı ülke vatandaşlarını bu ülke de yaşadıkları benzer problemlerde ise sadece bir dosya açılmasıdır. ülkenin nüfusu 10 milyondan az olduğuna göre isveç her halükarda bizden daha az tecavüz vakasıyla karşılaşmaktadır. istatistiksel ilüzyon anlayacağınız.
malumunuz sayın merve kavakçı hanımefendinin ataması ardından böyle güzide toprakları tanımamak milli iradeye ihanet olur. ülkenin içerisinde bulunduğu bu sancılı dönemi bir kurban bayramı tatilinde atlatmak, kafamızı dinlemek istersek oralarda sefalet çekmeyelim diye işte size kuala lumpur rehberi;
putrajaya
kuala lumpur’daki kalabalık, yerleşim zorluğu ve başkentteki devlet işlerinin aksaması dolayısıyla kuala lumpur’un yakınlarında 1995 yılında putrajaya isimli bir şehir kurulmuştur. başkent kuala lumpur’a yakınlığı, içerisinde bulunan binalar ve turistik alanlardan dolayı putrajaya kuala lumpur’a gelince görülmesi gereken yerlerden biridir. şehir kurulmadan önce putrajaya’nın bulunduğu yerde çiftlik evleri, hurma ağaçları ve kauçuk ağaçları varmış. putrajaya son derece modern bir şehirdir. bu şehirde bazı bakanlıklar ve konsolosluklar bulunmaktadır. burada görülebilecek turistik mekanlar arasında şunlar yer alır:
putra devlet sarayı
putra camisi
putrajaya meydanı
putra köprüsü
putrajaya bağımsızlık anıtı
millennium anıtı
palace of justice (adalet sarayı)
seri perdana
seri perdana köprüsü
putrajaya landmark (putrajaya ekonomi merkezi)
putrajaya wetlands parkı
putrajaya convention centre
petronas kuleleri 86. kat
kulelerden her biri 76 asansöre sahip olup, bunların 29 tanesi her seferinde 26 kişi taşıyan çift katlı asansörlerdir. asansöre bindiğinizde dışarıda görülen manzara tamamen bilgisayar yapımıdır. asansör hızından dolayı ziyaretçiler baş dönmesi ve mide bulantısı yaşamasın diye asansör içinde böyle bir tasarım yapılmış. petronas kuleleri’nde göreceğiniz manzara eminim hoşunuza gidecek. şehri ayaklarınız altında hissedeceksiniz. kuala lumpur gezimize ait oluşturduğum youtube videosunu (yazının en altında yer alıyor) izlemeyi unutmayın. petronas kuleleri’ni böylece daha yakından görmüş olacaksınız.
bangsar
gece eğlencesinden söz etmişken bangsar’dan bahsetmemek olmaz. bu bölge de tıpkı bukit bintang gibi renkli ve farklı zevklere hitap edecek türden eğlence mekanlarıyla dolu. biraz farklı olarak bangsar’da daha çok, kuala lumpur’da yaşayan yabancıları ve üst standartlardaki gece klüpleri ile restorantları görmek mümkün. bangsar shopping centre, bangsar village ve mid-valley mall alışveriş için öne çıkan başlıca alanlar.
ayrıca merve hanım'ın üstün çabası ile artık night clublarda ayran servisi yapılacak.
chinatown
“kuala lumpur’un çin mahallesi nerededir?” diyenlere hemen cevap verelim: “lrt (pasar seni veya masjid jamek durağı) veya ktm komuter (kuala lumpur durağı) ile belirtilen bu duraklarda indiğinizde çin mahallesi’ne adımınızı attınız bile.” evet kuala lumpur’da çin nüfusunun kalbi bu bölgede atmaktadır. burada uygun ücretli backpacker hostelleri rahatlıkla bulabilirsiniz. nitekim kl’ye yaptığımız gezimizde konaklama için bizim de tercihimiz chinatown bölgesinden yana oldu. gününüzü daha çok dışarıda geçirecekseniz ve yeme-içme ihtiyacınızı dışarıda karşılayacaksanız size önerim chinatown’da explorers guesthouse hosteli olacaktır. bu hostel daha çok sırtçantalı gezginlere, çiftlere ve öğrencilere hitap eden oldukça temiz ve güvenilir bir yer. gecelik konaklama ücreti de çok ucuz. çift kişilik bir oda için gecelik yaklaşık 50-60 tl civarında bir rakam ödüyorsunuz. üstelik hostelde çay/kahve ikramı sınırsız ve 24 saat bu imkandan yararlanabiliyorsunuz. hostelin lobi kısmında yer alan oturma alanlarında bilgisayar kullanma ve wireless imkanı mevcut.
batu caves
kuala lumpur’un petronas kuleleri kadar meşhur bir diğer turistik alanı batu caves yani kuala lumpur’un hindu tapınak mağarası. bu devasa mağaranın kalker taşları yaklaşık 400 milyon yıllık ve mağaraya ulaşmak için ziyaretçilerinin toplam 272 basamak çıkması gerekiyor. mağara adını, eskiden bu bölgeye dökülen sunagi batu’dan (batu nehri) almaktadır. ayrıca mağaranın yakınlarında yer alan küçük köyün adı da batu caves’dir. bu mağarada her yıl yılın belli dönemi hintliler tarafından kutlanan thaipusam festivali’ni görebilirsiniz. bu festival hakkında bilgi edinmek için thaipusam festivali yazımıza tıklayabilirsiniz. mağaranın içine girdiğinizde dini ibadetlerini gerçekleştiren hinduları görüyorsunuz. batu caves hindistan dışında yer alan dünyanın en populer hindu tapınak mağaralarının başında gelmektedir. mağaranın hemen dışında yer alan 42.7 metre yüksekliğindeki lord murugan heykeli şüphesiz mağaranın en dikkat çeken öğesidir. bu heykel hinduizmde önemli tanrılardan sayılan lord murugan’ı temsil etmektedir. heykelin dışı altın kaplama olup inşası için 24 milyon rupe harcanmıştır. batu caves’de hemen her yerde göreceğiniz maymunlara özellikle dikkat ediniz. maymunlar insanlara alışık gibi görünse de elinizde yiyecek bir şey gördükleri anda üzerinize zıplayabiliyorlar. (ulaşım: kl central’dan komuter trenine binerek gidebilirsiniz.)
şimdilik bu kadar merve hanım'dan aldığım bilgiler doğrultusunda giriyi editleyeceğim.
barok sanatı; 1600’lerden başlayıp, 17. yüzyılın tümünü 18. yüzyılın ilk yarısını kapsayan bir sanat akımıdır. portekiz dilindeki barroco sözcüğünden gelen barok, sözlük anlamıyla “tam yuvarlak ve düzgün olmayan inci’leri tanımlamakta kullanılan bir kuyumculuk deyimidir. mecazi anlamıysa “acayip”, “rahatsız edici”, “garip ve alışılmamış biçimler”dir. bu nedenle önceleri, klasiğe alışkın gözlere garip ve abartılmış görünen biçimlerin oluşturduğu yeni bir üslubu tanımlamak için kullanıldı. sonraları, özellikle 1880’lerde bu küçültücü anlamından uzaklaşarak 17. yüzyılın bütün sanatını belirleyen nesnel bir terim haline dönüştü.
mimarlık. ilk barok sanat örneği, 1524’te yapılan laurenziana kütüphanesi sayılır. masif biçimli ve ezici görünümlü san pietro kilisesi’nin kubbesini gerçekleştiren ünlü rönesans mimarı michelangelo bu tasarımıyla barok bir tutuma girdi, ancak ortaya koyduğu yeni yorum, kendisinden sonra gelenlerce geliştirilemedi. 17. yüzyılın başında maniyerizmin sona ermesinden sonra, özellikle roma’daki yeni kuşak, 16. yüzyılın ağırbaşlılığını bıraktı ve michelangelo‘yu baroğun babası olarak yeniden ortaya çıkardı. barok sanat gerçek anlamını ve varlığını mimarlık alanında ön plana çıkardı. roma kenti barok sanatın doğduğu merkez olarak kabul edilir. ilk önemli mimarlık eseri ise giacomo barozzi da vignola’nın 1568’de yapımına başladığı gesu kilisesi’dir. bu kilise 17. yüzyılın ilk yıllarından başlayarak, tüm batı ve orta avrupa sanatına örnek oldu. ilk aşamada mimar carlo maderna, san pietro kilisesi’nin planını barok tarzda değişikliğe uğrattı. italya’ daki barok sanatın en güçlü mimarlarının başında lorenzo bernini ve francesco borromini gelir. lorenzo bernini 1670’te sant andréa al quirinale kilisesi’ni, 1663’te barberini sarayı’ nın orta bölümünü, 1665’te chigi odescalchi sarayı’nı, 1663-1666 arasında da scala regia’yı yaptı. francesco barromini ise san carlo alla quattro fontane (1638-1640), sanı agnese kilisesi (1653-1657), sant ıvo della sapienzo (1642-1660) gibi önemli yapıların mimarı olarak bilinir. italya’da barok dönemin öteki ünlü sanatçıları arasında 1635 tarihli san lucae martina kilisesi ile 1657 tarihli santa maria della pace kilisesi’ni yapan mimar pietro berettini da cortona; 1667 tarihli san lorenzo kilisesi ile 1679-1692 arasında tamamlanan carignano sarayı’nı yapan mimarı guarino guarini’den başka mimar filippo juvara ve mimar baldassare longhena sayılabilir. italya dışında barok sanat başta fransa olmak üzere ispanya, avusturya, almanya, çekoslovakya, polonya ve rusya’ya yayıldı ve uzun süre sanatsal etkinliklerin yönlendiricisi oldu.
sanatta en ileri oldukları dönemdir. en kaliteli eserler bu dönemde yapılır. atina bir sanat merkezidir. ünlü atina tapınağı (parthenon) yapılır. en ünlü sanatçılar, şairler bu dönemde yaşamıştır. yunan sanatı diğer uygarlıkları da etkiler. klasik dönemi sanatçılarının en güzel yanı herşeyi ayrıntılarına kadar işlemeleri ve ışık-gölgeyi oldukça iyi kullanmalarıdır. hieronymus bosch, rafaello santi, andrea mantegna, michelangelo buonarroti dönemin sanatçılarındandır ve ayrıca rönesans dönemi olarak tabir edilmektedir fakat rönesans'ın farklı bir koludur.
avrupa'da, antik yunan ve roma medeniyetine ait unsurların ön plana alınarak, sanat, edebiyat ve bilimde, xv. yüzyılın ve xv. yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirilen büyük gelişmedir. rönesans sanatçıları, ortaçağ’ın karanlık yüzyılları boyunca gölgede kaldığını düşündükleri büyük antikçağ sanatının saygın ve güzel yanlarını yeniden gün ışığına çıkarmak istediler. bu sebeble kelime anlamı "yeniden doğuş"tur. rönesans sadece italya da ortaya çıkmasına rağmen avrupa’nın büyük bir bölümüne ulaşmakla kalmayıp, xx. yy.’a gelinceye kadar batı sanatının gelişme dizgilerini elinde tuttu. sanatçıların, düşünürlerin ve bilim adamlarının etkisiyle xv. yy.’da ortaçağ düşünce sisteminin zayıflamasına, papalığın eski itibarını yitirmesine yol açtı. diğer taraftan, kent devletleri ve milli monarşiler güç kazanmaya başladı. rönesans’ın ortaya çıkmasında, avrupa’da meydana gelen temel sosyal siyasi ve ekonomik gelişmeler rol oynamıştır. daha xıı. yy. başlarından itibaren, bazı düşünür ve edebiyatçılar, ortaçağ zihniyetine karşı fikirleri savunmuşlardır. bunların önemli bir kısmı antik yunan ve latin kültürünü esas alıp, ortaçağ’ın katı kurallara sahip ve baskıcı anlayışına karşı olmuşlardır. işte, bu zihniyet değişiminin bir sonucu olarak, rönesans sanatına ortaçağ’a özgü mistisizm ve sembolizm çabaları sona ermiş, yerine insan ve eşyayı mekan içinde değerlendiren natüralist bir anlayış hakim olmuştur. özellikle resim sanatında hacim, gölge-ışık ve perspektif uygulamaları, öncelikle ortaçağ zihniyetinden ve onun sanat anlayışından kopuşun bir sonucudur.
başta güney italya ve ispanya’da doğu-islam dünyasının bilimler sahasında ortaya koydukları eserler sistematik bir biçimde latinceye çevrildi. skolastik düşüncenin yerini akla ve eleştiriye önem veren düşünceler aldı ve toplumda bireyselleşme önem kazandı. floransa gibi önemli bir kent merkezinin rönesans’ın beşiği olması hiç şaşırtıcı gelmemelidir. bu şehir, ekonomik ve mali gücün, sanat koruyuculuğu geleneğini sürdüren (mediciler) güçlü bir siyasal erkin, entelektüel seçkin bir sınıfın, özellikle de, sanat alanında eşsiz birkaç yaratıcının buluşup bir araya geldiği bir yerdir. daha önceleri yalnızca büyük yapıların süs öğesi olarak kullanılan resim, rönesans döneminde bağımsız olarak yapılabilmiştir. perspektif, diğer görsel sanatların da ortak temelini oluşturan çizgi ile birleşerek etkisini arttırmıştır. insan figürünün hacmini gerçeğe uygun olarak vermek amacıyla perspektifi elde etmek için araştırmalarda bulunulmuştur. dini konuların yanı sıra, tabiata ait motifler stilize edilmeden tuallere taşınmıştır. konular zenginleşmiş, sanatçılar kendi ferdi duygularını işleme serbestliği kazanmışlardır. böylece, giderek ortaçağ’ın katı kural ve şekilciliğinden uzaklaşmıştır. geliştirilen ya da bulunan yeni teknik malzemeler, resim ve fresklerin etki gücünü arttırdığı gibi, işçiliği ve masrafı azaltmıştır. xv. yy.’ın sonlarına doğru flaman ülkesinden yağlı boya tekniğini öğrenen italyan sanatçıları, tablolarında daha yumuşak renk tonlarına yönelmişlerdir. resim alanında da kısmen antik dönemin özellikleri canlandırılmış, kilise otoritesinin azalmasına karşın, sanatçı fırçasını daha bağımsız olarak kullanabilmiştir.
en önemli ilgi kaynağı olan insan ve mekan arasında uyum sağlanılmasına önem verilmiştir. insan figürlerinde olduğu gibi, peyzajın da hacmi olduğunu gözden kaçırmamışlardır. alessandro di mariano di vanni filipepi, paris bordone, titian, leonardo da vinci dönemin bilinen sanatçılarıdır.
kökeni italyan milliyetçiliği olan faşizm kelimesinin bugün, kendisinin yarattığı koşulsuz, şartsız tevekkül sonunda ırkçılık olarak adlandırılmasında payı olan diktatör.
sabahattin ali - kürk mantolu madonna
xii. yy.dan rönesans'a kadar batı avrupa'da gelişen sanat biçimidir. gotik sanat fransa'da doğmuş olmasına rağmen adını hıristiyanlığın ilk yıllarında avrupa'yı istilâ eden gotlardan almıştır. bu terimi ilk defa italyan hümanistleri kullanmışlardı. onlara göre, özellikle alpler'in kuzeyinde gelişen ve roman sanatının ardından gelen bu sanat, ilkçağ'ın klasik kurallarından iyice ayrılıyordu. ve, bu üslûbu küçümsediklerini belirtmek için italyan hümanistleri ona, gotik sanat adını veriyordu.
bu çağın en özgün anıtları fransa'dadır: saint-denis manastır kilisesi, sens, noyon ve laon katedralleri.
aslında ortaçağ’ın skolastik düşünce tarzının baskısı altında kalan sanat üslubunun biraz yumuşatılmışıdır. dinde kişisel gizemcilik sık sık vurgulanmaya başlandı. dinsel alanlarda da hala çalışmalar yapılırken din dışı alanlarda da çalışıldı. doğanın çeşitliliğine de kişisel yorumlar getirildi.
giotto ve duccio, dönemin örnek sanatçıları arasındadırlar.
ortaçağ din adamlarının öğütlediği öteki dünya ideali yaşanan dünya gerçek ve değerlerini yok etmiştir. dünya, insanların asıl gerçek olan öteki dünyayı kazanmaları için ceza çektikleri bir yerdir. her şey tartışmasız ve tanrı’ya yönelik dogmalar üzerine kuruludur. nedenler aranmaz, sonuç tartışılmaz” kabul edilir. dine ve kadere inanılır.insan aklının yol göstericiliği, pozitif düşünce unutulmuştur. bilim olarak sadece din bilimi (teoloji) vardır. o da rahiplere özgüdür. her türlü düşünce ve yorum tartışmasız dogmalar halinde onlar tarafından önerilir. böylesine bir düşünce şekli, kuşkusuz çağın sanatını da biçimlendirecektir. nitekim, bu dünya görüşünün içerdiği tüm bir ortaçağ sanatı, din adamları ve feodallerin yanında, kilisenin içinde oluşmuştur.
ortaçağ sanatı, çağın toplum yapısı gereğince, onların dinsel olarak ileri sürdükleri ve halkın kayıtsız-şartsız kabul ettiği dogmaları çizgici (linearist), renkçi (kolorist) bir estetik düzenleme içinde geliştirmiştir.
resimlerin arasına zaman zaman olayı açıklayıcı yazı dizileri de serpiştirilmiştir. bunlar eski mısır resimlerindeki hiyeroglifler gibi olayı açıklayıcı niteliktedir. resim, heykel, kabartmalarda mekan, anatomi, perspektif ve estetik değerler aranmaksızın yan yana getirilmiştir. bu resimlerin ya da minyatürlerin içine çoğu kez azizlerle beraber krallar, ve soylular da katılmıştır. böylelikle soyluların ve yöneticilerin kutsallıkları da önerilmiştir. ravenna’da san vitale kilisesi mozaikleri içinde justinianus ve maiyeti ile istanbul’da ayasofya’da konstantin ve justinianus v.b. gibi mozaiklerde bunu açıkça görebiliriz.
kendini entelektüel olarak tanımlayan fakat insanoğluna nail olmuş tüm özgürlük tanımlamalarının alt metninde seksomanyak duruşa parmak bastığı açık seçik fikir beyanları olan yazarlara sahip sözlük. interaktif ortamda bir güç oldukları aşikar, #pınarürünleriboykot 'u mesela twitter ile birlikte şahane bir işbirliği ile ortaya atıldı ve yaşar holding kurulduğu dönemden bu yana bu hareketlenme sayesinde zarar etti fakat bu ekşi sözlüğün yazar kitlesinin düşük profilli olduğu gerçeğini değiştirmez. özellikle cumartesi 21:00 ile pazar sabaha karşı 04:00 arasında ekşi sözlük fuckbuddy aranıyor başlığına bir göz atarsanız, dediklerimi daha iyi tahayyül edeceksiniz.
saati saatine nereden mi biliyorum? başlığın mihenk taşıyım lan, nasıl bilmeyeyim?
ortaçağ
avrupa tarihinde kabaca is 5-15. yüzyıllar arasını kapsayan zaman dilimine verilen addır. bu çağ, özellikle kilise baskısı ve dinin sömürülmesinin insan hayatı üzerindeki etkilerini gösteren iyi bir örnektir. dinin sömürülmesi ve vatikan’ın zulmü, sanata da bir o kadar yansımıştır. resim ve heykel çalışmalarında kullanılan genel tema, hep din üzerine olmuştur. genelde isa’nın doğumunu ve kutsal ruh’u işleyen birçok resim, günümüze kadar ulaşmış, ve milano’daki duomo kilisesi ve benzeri büyük katedrallerde sergilenmektedir.
gotik dönem
batı ve orta avrupa’da resim, heykel, mimarlık ve müzik alanlarında 12. yüzyılın ortalarında başlayarak bazı yörelerde 16. yüzyılın ortalarına değin süren, pek çok ürünün veridiği, son derece çeşitli bir dönemdir. gotik dönem, aslında ortaçağ’ın skolastik düşünce tarzının baskısı altında kalan sanat üslubunun biraz yumuşatılmışıdır. dinde kişisel gizemcilik sık sık vurgulanmaya başlandı. dinsel alanlarda da hala çalışmalar yapılırken din dışı alanlarda da çalışıldı. doğanın çeşitliliğine de kişisel yorumlar getirildi.
giotto ve duccio, dönemin örnek sanatçıları arasındadırlar.
rönesans
fransızca ve italyanca’da “yeniden doğuş” demektir. avrupa tarihinde, 14. yüzyılın sonuyla 15. ve 16. yüzyılları kapsayan ve en belirgin özelliği eski yunan ve roma kültürünün canlandırılması olan döneme denir. dönemin sanat üslubu, reformun da gelişi ile skolastik baskı kalmadığı için dinden uzak kalmıştır. insan portrelerlinin yapımına ağırlık verildiği, resimde özgürlüğün geldiği, resimlerlen hikayeler anlatılmaya çalışıldığı bu dönem, dünya tarihi açısından keşifleri ile de çok önemlidir. leonardo da vinci, michelangelo ve raffaello, bu dönemin en gözde sanatçıları arasındaydılar.
klasik dönem
sanat tarihinde bir uygarlığın en olgun düzeye ulaştığı evreye denir. klasik dönem, aslında iö yıllarını kapsar. bu dönemler, herkesin de bildiği gibi yunan dönemleridir. klasik dönem ise adeta rönesans’ın bir kolu gibi ayrılır ve yunan kültürüne dönüşü gerçekleştirir. michelangelo, rafaello ve eserlerinin çoğu günümüze ulaşamayan donato bramante, çok ünlü klasikçiler arasındadırlar.
barok dönem
avrupa ülkelerinde yaklaşık 17. yüzyılda ortaya çıkan bir sanat anlayışıdır. temelleri 16. yüzyılda italya’da atılmış olan bu sanat anlayışı, üslup açısından karmaşık, hatta çelişkilidir. bununla birlikte yapıtların hepsinde, duygusal durumları çoğu kez dramatik bir yaklaşımla, duyulara seslenecek bişimde anlatma isteği görülür. baroğu anlatmak için “canlılık, hareket gerilim, aşırı ve farklı duygusal durumlar” terimlerini kullanabiliriz.
en önemli örnek sanatçılardan biri peter paul rubens’dir.
romantizm
19. yüzyılın başlarında insanın duygularını, düşüncelerini, hayallerini yansıtan, sanatçının özgürce kendisini ifade etmesini sağlayan bir sanat akımıdır. bu bakımdan büyük önem taşımaktadır.
bu akımda sanatçı, kişiliğini, iç dünyasını belirtmekte, bireysel yorum ve karakter ön plana çıkmaktadır. romantik sanatçı, sanat için sanatı seçerek kendine yeni bir dünya yaratmıştır.
romantizm’in kökeni ingiltere’de william turner, william blake, constable gibi ressamlarda bulmaktayız. bu tip resimlerde genelde hayali figürler veya doğa işlenmekteydi. artık hemen hemen herşeyde bir abartma, bir süsleme vardı. ayrıca romantik dönem resimlerinde kahramanlık temaları da işlenir oldu. fakat eskiye nazaran, daha duygusal çizimler ortaya çıktı. “gömleği yırtıklar içinde bir asker, şaha kalkmış atının üstünde, elinde silahı ile yaralılara ve savaş zedelere yardım uzatıyor.” bu hemen hemen her resimde bulunan bir figürdü.
francisco goya (1746-1826) ispanyol romantik akımının en önemli temsilcisi olmuştur.
realizm
realist dönemde yaşam olduğu gibi kabul edilmiştir. bu olay, resme ve diğer sanat dallarına da yansımıştır. artık hiçbir şey abartılarak, yeni şeyler eklenerek çizilmiyordu. bir manzara resmi çizilecekse, hiç bir abartı eklenmiyor, sadece ve sadece etrafta görülenler çiziliyordu. realizm’e en iyi örnek fotoğraftır. fotoğraf da sadece gördüğü şeylerin resmini çıkarır. o, resmi çekilen şeylere eklentiler yapmaz. ne görüyorsa onu yansıtır.
herhalde realist ressamların şefi, theodore rousseau (1812-1867) idi. onu birçok değişik ressam izliyordu.
empresyonizm
19. yüzyılın ikinci yarısıyla 20. yy.’ın başlarında fransa’da başlayıp diğer ülkelere yayılan bir sanat akımıdır. empresyonistler alışılmış kurallara uymadılar. özgürlüğü seçerek doğaya açıldılar ve güneş ışığının altında kendi izlenimlerine göre nesneleri resmettiler.
empresyonizmin temel amacı, doğaya çıkmak, etrafı incelemek, bir nesne seçmek ve onun o anki halini, üzerine gelen ışıktan tutun yanında duran bitkinin ona verdiği havaya kadar herşeyi ile resme aktarılması idi.
paul cezanne (1839-1906) ve vincent van gogh (1853-1890) empresyonizmin “babaları” idiler.
ekspresyonizm
ekspresyonizm, 20. yüzyılın büyük sanat akımlarından biri olarak kuzey avrupa’da doğmuştur ve hızla yayılmıştır. sanat akımı olmaktan çok yaşam anlayışıdır. empresyonizme tepki olarak görülmektedir. türkçesi “dışa vuruculuk” olan bu anlayışın temelinde insanın içinde sıkışmış olan duyguları dışa vurma fikri yatmaktadır. duygular dışa vurulurken de şekillerden çok abartılmış, aşırıya kaçmış renk tonları kullanılmıştır. van gogh’un bazı resimlerinde aşırı sarı, aşırı kahverengi ve aşırı mor kullanırdı.
van gogh çağdaş ekspresyonizme yön veren sanatçı olduğu halde bu akımın en ünlü sanatçısı edvard munch’dur (1863-1944).
fövizm
fovizm, vahşi hayvan, yırtıcı kuş anlamına gelen ‘favve’ kelimesinden türemiştir. 20. yüzyılın ilk sanat akımıdır. fakat fövizm, diğer akımlara nazaran daha değişiktir, çünkü fövizm’de canlı renklere yer verilir ve perspektif ile mekana önem verilmez. fövizm’de en önemli şey renktir. renk olmadan hiçbir şey istenildiği gibi anlatılmaz. renk, bütün resmin özüdür.
van gogh, her ne kadar 20. yüzyıl’da yaşamadıysa da fövist olduğu söylenmektedir...
kübizm
görsel sanatlarda pablo pi,casso ile georges braque’ın 1907-14 arasında paris’te geliştirdiği yenilikçi akıma denir. 20. yüzyılın en etkili akımlarından biridir. resim yüzeyinin derinliksiz, iki boyutlu imgelerle değerlendirilmesini öngörür. kübik resimlerin genel görünümü de farklıdır. mesela koca bir tuvalde, bir sürü kahverengi kübik figürler bulunur. en sağ altta ise küçük bir keman figürü görürsünüz. işte kübizm budur. yani bir figür, bir obje parçalanarak bütün resme yayılır, ve sadece küçük bir parçası sağlam olarak kalır. aynen bomba düşmüş gibi gözüken bu resimler, 20. yüzyılın başlarında çok ünlü olmuşlardır.
temel olarak geometrik figürlerin benimsendiği bu dönem, cezanne’nin sözünden yola çıkılarak başlatılmıştır. ayırıcı ve birleştirici olmak üzere iki ana döneme ayrılan kübizm, pop-art’ın da başlangıcı olmuştur.
fütürizm
20. yüzyılın başlarında italya’da doğan fütürizm, kübizme karşı tepki olarak doğmuştur. amacı dinamizmi ve yaşamın yoğunluğunu sanata katmaktır. sanatçılar cisimleri sürekli bir hareket ve değişme içinde düşünmektedirler. onlar için hareket var oldukça, resme daha çok şey eklemek mümkündür. mesela kalabalık bir şehirdeki iş hayatı ve bu gibi şeyler, fütüristler için çok iyi resim kaynakları yaratabilirler. fakat fütüristler, resimlerine asla objeleri konu etmezlerdi. objeler hareketsiz ve can sıkıcıydılar. fakat insanlar ve hayvanlar sürekli hareket halinde oldukları için bu resim dalına çok şey katabildiler. umberto boccioni, büyük fütüristlerdendi. diğer fütüristlerin çoğu yine italyan’dı.
pop art
pop art 1960’larda amerika ve avrupa’da görülmektedir. kökeni gerçekçiliğe dayanır. 2. dünya savaşı sonunda yaşanan huzursuzluklar, yokluk, acı yerini barışçı bir yaşantı, sanayide gelişim ve çok tüketmek için çok üretime bırakınca, tüketimi yönlendirmek, benimsetmek ve beğendirmek için hazırlanan reklamlar toplumu bilinçlendirmeyi ve seçtirmeyi amaçlayan bir sanat halini almıştır. resimli romanlar, dergiler, fotoğraflar, afişler endüstri toplumunun, günlük tüketim eşyalarının ve çevrelerinden yalıtılarak abartılı bir şekilde resmedilmesi için kullanılmış ve pop art böylece bir gereksinmeyi cevaplamıştır. kullanılan malzeme kola kutusundan hamburgere kadar çok çeşitlidir.
gördüğünü olduğu gibi anlatmaktan vazgeçmek olarak nitelendirebileceğimiz modern sanat, asıl olarak resim sanatıyla ve felsefeyle etkisini dünyaya yaymıştır.
felsefede temsilcisi kant ve resimdeki temsilcisi ise manet'tir. ikisinin de asıl olarak sorguladığı ve aradığı şey, var olan şeyler değildir. 'var olanın' nasıl mümkün olduğu üzerinde ciddi olarak duran bu iki usta daha fazla bilgiye gerek olmadığına, aramaları gereken cevabın bilginin nasıl mümkün olduğunu araştırmak olduğuna dikkat çekmişlerdir. bu sanatçılar 'izlenimcilik' ilkesiyle hareket etmişlerdir. etkisini daha çok birinci ve ikinci dünya savaşında gördüğümüz bir sanat akımıdır.
modern sanatın temel amacı geleneksek sanat anlayışını yıkmaktır. bu yüzden sanat için değerlendirme kriterleri yoktur, olmamalıdır. estetik değerler önemsenmemiştir. algınızda canlanan şey, bu sanatçılar için yeterlidir. bu akımla ortadan kalkan estetik kriterlerin yerine yeni kurallar da getirilmeye çalışılmamıştır. edvard munch'ın 'çığlık' adlı tablosu bu akımı anlamamız için önemli bir örnektir. munch bu tablodaki çığlık olgusuyla bir şeylerin ters olduğunu vurgulamak istemiştir. kullandığı renklerin de bizim yani insanlığın çığlığı olduğunu belirtmiştir. munch dünyanın baktığımız kadar olduğunu, bu yüzden diğerlerinin gözünde bir anda 'ucube' olduğumuzu vurgular. böylece bu sanatı benimsemeyen insanlar bu sanat akımını 'çirkin sanat' yapmakla ya da 'çirkin'i övmekle eleştirmişlerdir.
dünyada etkisinin 1970'lere kadar sürdüğünü görmekteyiz. peki 1970'lere kadar devam eden bu akım yerini hangi sanat akımına bırakmıştır?
işte bu durumda türkiye'deki modern sanat algısındaki yanlışlığı açıklığa kavuşturmak gerekiyor. türkiye'de modern sanat denilince birçok insanın aklına 'çağdaş sanat' kelimesi geliyor. birçok kişi bu iki kelimeyi eşanlamlı olarak kullanıyor. aslında 'modern sanat' ve 'çağdaş sanat' birbirinin tam zıttıdır. 1970'lerde modern sanat yerini çağdaş sanata bırakmıştır. günümüzde postmodernizm olarak bilinen çağdaş sanat da birçok konuda ilgilenmesiyle dikkat çekmiştir. feminizm, aıds, toplumun çok kültürlülüğü, gelişen teknoloji ve bunların insanlara etkisi gibi birçok güncel konuyu işlemişlerdir.
postmodernizm günümüzde de devam eden bir olgudur. yerini henüz hangi sanat akımını alacağını bilemiyoruz ancak her sanat akımının eskiye tepki olarak doğduğunu düşünürsek postmodernizmle taban tabana zıt fikirlerle oluşacağını kestirmek zor değil.
sanat alanında bilgilendirici ve akıcı bir dil anlatımına sahip girilerin hüküm sürmesinden insanüstü bir haz duyacağım, tasarımı oldukça hoşuma gitmesine rağmen profil düzenleme hususunda büyük karmaşıklık gözüme çarptı. umuyorum ki en azından yazar profillerinde minimalist tutum sergilenir, ayrıca mobil aplikasyon sanırım herkesin isteğidir.
postmodernizm’in bir akım veya hareket olmadığı, çünkü bir isyan jargonu taşımadığı söylenir.
bir başka eleştiri ise, postmodernizm’in ne geçmişe ne de bugüne bağlı olduğu yönündedir.
abd’li sanat eleştirmeni ve felsefeci arthur danto (1924-2013), ilkini 1984 yılında yayımladığı sanatın sonu ve sanatın sonunun ardından adlı eserleriyle, sanatın sonunu ilan etmiştir. bu ifade ile, modern sanatın temelindeki geleneksel kültürel fikirlerin toplumsal ilerleme inancı, belirli ideallere bağlılık, sanatın izleyicisini aydınlatma ve geliştirme kapasitesine sahip olduğu inancının yerini kültürel göreceliğe, pazarlamanın pragmatik taleplerine, sponsorların ve kurumların ihtiyaçlarına bıraktığını anlatmak istemiştir.
madem ki çoğulculuk, yani “farklılığı çoğaltmak” postmodern’in umududur, postmodern mimari ny’dan delhi’ye her yerde olduğuna göre, postmodernizm’in çoğulcu ve yerel olma iddiası ne oldu, diye sorulur.
postmodernizm’de orijinalite yokluğu çekiliyor; yeni gibi gözüken her şey geçmişin orijinalitesinden besleniyor, denir.
postmodernist kuram yoktur, sınıflama, tanımlama yoktur, sanat sayılan- sayılmayan yapıt ayrımı yoktur. dolayısıyla öyle bir estetikten söz edilemez.
postmodern düşünürlerin çoğu insanları, tedirgin ve mutsuz eden, onları sürekli her şeyi sorgulamaya iten bir yaşamla karşı karşıya bırakır.
tutarsızlık ve amaç yoksunluğu postmodernizm’in tek tutarlı özelliğidir.
‘las vegas’tan öğrenmek’ demek, kitsch’i temize çıkarmak çabasıdır.
bilim ve sanatta mükemmellik yerine gelişme içinde olduğunu varsaymak tüm yapıtlara bir bitmemişlik duygusunu da beraberinde getirmiştir.
bilgi tv oyununa malzeme olmuş, tokyo’da fransız parfümü sürülüp hong kong’da retro giyiliyor. iktidarın adı sermaye. eklektik yapıtlar için alıcı- izleyici bulmak kolay. sanat kendisini kitsch kılarak amatörün beğenisini pohpohluyor. galeri sahibi, sanatçı, eleştirmen ‘ne olursa olsunculuk’ta anlaşıyorlar. zaman gevşeme ve rahatlama zamanı. bu ‘ne olursa olsun’ realizmi aslında paranın realizmi. yapıtların değerini karlılıkla ölçmek yararlı bulunuyor.
postmodernist’ler, kitsch’i, tv dizilerini, readers digest kültürünü, reklamcılığı, motelleri, b tipi hollywood filmlerini, sözde edebiyatı (ucuz baskı korku, aşk, popüler biyografi, cinayet, bilim kurgu, fantezi romanı), hepsini büyüleyici bulurlar.
postmodern çağın hisleri, tuhaf bir aşırı coşkunun egemenliği altındadır.
öznenin kaybolması, kişisel üslubun giderek daha zor bulunur olması.
postmodern mimarlar geçmişin tüm mimari üsluplarını akıllarına estiği gibi, ilkesizce yağlamayıp, aşırı- uyarıcı kümelenmeler halinde bir araya getirmektedirler. tasasız bir eklektisizm hakimdir.
postmodernizm, soylu amaçları gözden düşürmüştür.
bu dönemde, ideallerin yerini iyi bir meslek ya da beceri edinme almıştır.
cahillikten suçluluk duymak kalmamıştır; bir daha geri gelmemek üzere aydının iktidarının sonu gelmiş, aydın ölmüştür.
bu dönemde, siyaset alanında da akıldışı akımlar güçlenmiştir.
arılık arayışı, sıradan bayağı ve gündelik olandan uzak durma çabası terkedilmiştir.
postmodernizm , ciddiyeti aşağılıyor.
mısır asıllı abd’li edebiyat teorisyeni, eleştirmeni ve yazar ihab hassan (1925-2015): “postmodernizm, biçimsel kaygının öne çıktığı, canlılığını yitirmiş bir modernizm’dir.”
özgürlüğün/üslubun yerini gibilik vasfı almış; gibilik vasfı, sahicilik vasfı gibi sunulmaya başlamıştır.
bu dönemde, sanatsal aktivite özerkliğini yitirmiş, büyük oranda sisteme entegre olmuştur.
bu dönemde bir nesnenin sanat yapıtı olması için öyle sunulmasının yeterli olacağı sanılıyor.
sanatın gerekliliğine duyulan inanç zayıfladıkça, sistemin sanatı ve sanatçıyı payelendirmesi daha abartılı hale gelmiştir.
postmodern’i yaşatan ve destekleyen sağcı politikalardır.
postmodern sanatta metalar fetişleştirilmiştir. dolayısıyla bu tavırla sisteme karşıtlık olası değildir. postmodernizm, statüko ile uzlaşır. postmodernizm, politik olarak iktidarsızdır.
reklamın hedefi artık yeni bir metalaşmış gerçeklik yaratmaktır.
bireysel ilgilerin çeşitliliğine yanıt vereceği sanılan seçim olanağı bolluğu, bireylerin hiçbir şey seyretmemeyi seçmesine yol açmıştır. zapping ile kendi postmodern gösterinizi kendiniz yaratıyorsunuz. zapping yüzeysel bir sabırsızlığın postmodern belirtisidir. zapping, sıfır bilinçtir.
postmodernizm kutuplaşma yaratmıştır. değişik toplumlar, değişik değer yargıları kabul görünce, birey yok olmuştur.
“sahtelerin gerçeği” yaratılır. güneydoğu asya’da “hakiki taklit”, bölge ekonomisinin %20′sini oluşturmaya başlamıştır.
eleştirel postmodernizm, kitle iletişimi imajlarına ve sunum tarzlarına müdahale eder. kitle iletişimi, baskıcı kalıplar ve kapitalist ideolojiyle dolu bir imaj bankası olarak görülür.
güçlü postmodernizm, medya ve tüketici toplumunun dillerini bozar ve aynı zamanda burjuva dünyasının kayıtsızlığını eleştirir.
postmodernizm avangardın yalnızca bir simülasyonunu sunar.
postmodern’ler ezoterizme (edinebilmek için inisiye olmayı gerektiren, sadece üyelere açık gizli bilgi) kayıyorlar, mantığın ve sözün hiyerarşik üstünlüğünü yıkıp retoriği ve yazıyı öne çıkarıyorlar.
postmodernizm’in hıristiyanlığa sert bir darbe olduğunu söylerler. yapısöküm, bazı eleştirmenler tarafından teoloji karşıtı olmakla suçlanır. postmodernliğin özündeki materyalizmin bir ateizmi ya da inançsızlığı işaret ettiğini öne sürerler.
modernizm, sanatı kitleden kopardığı, onu bir bilgi nesnesi haline getirdiği için eleştirilmişti. postmodern sanat bunu kırmayı, seçkinci tavrı dışlamayı öngörüyordu. sonunda ortaya çıkan felsefe-düşünce-sanat ilişkisi ile büsbütün seçkinci, mutlakiyetçi bir bilgi anlayışını öne çıkardı. sanat yapıtı değil, sanat bilgisi ağırlık kazandı.
postmodern dönem, etik değerlerin ve sorumlulukların yok sayıldığı, hiç değilse ikinci plana itildiği bir dönem oldu.
cinsellik bir tüketim nesnesine dönüştü. bu, sanatın sorumluluğunu unutmasıdır.
ernest gellner’e (1925-1995) göre postmodernizm, sömürgeciliğin bedelini ödemek için öznelciliğin batağına saplanmıştır. sömürgecilik döneminde benimsenen nesnellik, gerçekte bir egemenlik kurma aracıydı. öznelci görecelik ise, bu araçtan kurtulmanın bir yolu gibi görülmüştür. postmodernizm, bir öznellik histerisidir.
mario vargas llosa’nın (1936-) hınzır kız adlı eserinde yer verdiği postmodernizm eleştirisi şöyledir:
“paris’te mayıs 1968 devrimi sonrasında alışkanlıklar daha özgürleşti ama kültürel bakış açısıyla, ünlü bir kuşağın (mauriac, camus, sartre, aron, merleau ponty, malraux) tamamen ortadan kayboluşuyla birlikte sessiz bir kültürel geri çekilmenin yaşandığı o yıllarda, düşünce üstatları şahsiyetler artık yaratıcıların arasından değil eleştirmenlerin arasından çıkmaya başladı: kibirli ve ezoterik belagatleriyle kendi tilmiz grupları içinde yalıtık ve kültürel hayatları bu evrimin sonucunda daha da banalleşen halk yığınlarından giderek uzaklaşan, önce michel foucault ve roland barthes gibi yapısalcılar, sonra da gilles deleuze ve jacques derrida gibi yapısökümcüler.”
henüz onbeş dakika evvel katıldığım sarı sözlüğün kodlanmamış halinin dahi kendisinden kaliteli olduğu sözlük, materyalizmi çok başka anlamış yazarlar tarafından istila edilmiştir, zira fikirleri bu denli satılmış başka bir sözlük bu gözler görmedi.